Hayatımızdaki Kimyasallar

Hafta içinde maruz kaldığımız kimyasallar neler acaba diye sorunca şöyle bir liste çıkıyor karşıma:

Diş macunu: Bu konuya daha çözüm bulamadım, karbonata da hala geçemedim çünkü çok tuzlu, böğk. Doğada çözünür, organik diş macunu almıştım önceki aylarda ama bitti, zaten çok pahalıydı, bir daha da gidip alma fırsatım olmadı. Şimdi marketten alınmış çılgın malzemeli diş macununu kullanıyoruz ama bu durumdan memnun değilim.

Bulaşık deterjanı: Sirke ve arap sabunu işe yaramadı, cam yüzeylerde buğulu bir tabaka bıraktı bu sebeple acilen bulaşık yıkanması gereken bir gün markete uğrayıverdik ve tablet deterjan aldık. Yalan söyleyemeyeceğim, o kadar kirli görüntüden sonra parlak camlara rastlamak güzel bir duyguydu ama yediklerimizle temasa geçen onca tabak, bardak, çatal bıçağın kimyasallarla yıkanıyor olması beni hiç memnun etmiyor. Üstelik her tabletin minik poşetlerde olması (=gereksiz çöp) ayrı bir gıcıklık konusu. Tablet ya da toz doğada çözünür deterjanlar var ama bunlar genelde yurtdışından geliyor ve çok pahalı, başka çözümler arıyorum. Geçen gün bir mağazanın haberi vardı, Fatih’te açılmış sanırım, doğal deterjamlar vs. satılıyormuş ama linki kaybettim, ayrıca fiyatlarından da haberim yok. Belki burası bir çözüm olabilir.

Çamaşır deterjanı: Yurtdışındaki dönemleri saymazsak uzun zamandır poşetinde %100 bitkisel yağlardan yapıldığı yazan bebek deterjanı kullanıyoruz ve gayet de memnunuz. Hoş siyahları 30 derecede yıkayamıyoruz bu sebepten dolayı çünkü deterjan soğuk suda çok erimiyor ve siyahlarda leke yapıyor ama açık renklerde bir sıkıntı olmuyor, kokusu da güzel. Fakat poşetin üstündeki içindekiler kısmında istediğim gibi bir açıklama olmadığı için bu deterjanın içerdiklerinden emin olamıyorum. Doğal alternatifim kül suyu sanırım ama bununla uğraşamayacak kadar meşgulüm ne yazık ki.

Traş köpüğü: Kocamı sakallı olarak sevmek için bir sebep daha! İşe girdiğinden beri traşlar da sıklaştı tabi ve traş köpüğü aldık. İçinde ne var bakmadım ama eminim saçma sapan bir sürü şey vardır. Bildiğimiz sabun maalesef traş köpüğü yerine geçmedi, bu açıdan da çözümsüz kaldık. Doğal tarifler aldım ama zaman bulamadım yapmak için, bakalım…

Doğada %99 çözünen çeşitli temizlik malzemeleri: Karbonat, sirke vs. gibi malzemeleri desteklesin diye eve taşınırken bunlardan da aldık ama o kadar az kullanıyoruz ki bunları öyle duruyor hepsi dolapta. Gene de bunların işleri kolaylaştırdığını yadsıyamayacağım.

Yüz ve el kremi: Zurnanın zırt dediği yer burası benim için. Bu konuda da tarifler buldum ama gene uğraşmadım. Fair trade yapan ve hayvanlar üzerinde deney yapmayan mağazalardan alışveriş yapıp aldığım 2 tane kremim var. Şimdilik memnunum. Eskiden sırf süs olsun diye krem alırdım, sürmezsem aklıma bile gelmezdi ama yaş ilerledikçe yüzüme krem takviyesi gerekmeye başladı (göz kremi ise kullanmıyorum, bit kadar kremlere tonlarca para veremem). Ellerim ise kışın kötü oluyor, kremsiz duramıyorum. Bakalım zurna daha ne kadar çalacak?

Makyaj malzemesi: Bundan 3-4 sene önceye kadar türlü türlü makyaj malzemesi alırdım, kullanmasam bile o renk cümbüşü beni mest ederdi. Ama aldıklarım neyse ki sadece far ve rujla kısıtlı kalırdı. Fondöten düğünüm dışında hiç kullanmadım, kullanmayı da düşünmüyorum. Pudra da öyle. İkisi de ciltte tabaka gibi kalıyor, isterseniz en kalitelisini kullanın. Ama göz kalemi, far, ruj… işte onlara hayır diyemiyordum. Haydi fardan da vazgeçebilirim ama kalem ya da eyeliner çekmeden ve maskara sürmeden çıkınca eksik hissediyorum hala. Ruj ise çok seviyorum ama unuyorum, ya da bir kere sürsem de gün içinde yenilemek aklıma gelmiyor. Allık ise yeni keşfim, bunca sene soluk dururmuşum da haberim yokmuş, o allık ile bir anda değişebiliyorsunuz. Kısacası bunlar hala hayatımda. Evet o kadar az kullanıyorum ki hepsini, ekonomik olarak bana çok bir etkisi olmuyor ama madem öyle gidip doğallarından almak sanki en doğrusu. Bir kere al, parasını ver ama doğalından al…bu konuyla ilgilenip nerede satılıyor vs. araştırmam lazım. Ha tabi köyde, kırda olsam makyajın yüzüne bile bakmayacağım, gelsin geziler, doğal hayat, gitsin gereksiz malzemeler.

Güneş kremi: Beyaz olun ya da olmayın güneşin etkileri malum, kansere kadar yolu var fazla güneş ışınının. Erken buruşmak da cabası. Güneş kremi neyse ki hep kullandığım bir şey değil ama yazın gerektiğinde gayet en kimyasalından gidip alıyoruz. Yüz için kullandığım kremler koruma faktörlü olduğu için doğaya olan zararımı 1 eksiltiyorum gibi geliyor ama vücut kremi alınca denge bozuluyor tabi. Yazın ziyaretime gelen Amerikalı arkadaşım doğada çözünür krem kullanıyordu ama bunu kimbilir nereden almıştı. Bize de gelse dünyanın bir ucundan gelir. Acaba ne yapılabilir bu konuda, al sana araştıracak bir konu daha.

Kullanmadığımız kimyasallara gelince…sanırım evde sirke, karbonat, arap sabunu ile gül gibi geçinip gidiyoruz. Şimdiye kadar en ufak bir sorun olmadı. Eve kesinlikle banyo deterjanı, mutfak deterjanı, yok efendim yüzey temizleyici, cam temizleyici, ahşap/parke temizleyici vs. vs. vs. almıyoruz. Çamaşır suyunun ise yüzüne bakmıyoruz. Nefret! Şampuan, saç kremi, türlü çeşitli kozmetik ürünler de evimize artık girmiyor. Ellerimizi, saçlarımızı, tenimizi zeytinyağı sabunları, bittimlerle, lavantalı, günlük ağaçlı sabunlarla yıkıyoruz. Ev yapımı deodorantımızı seviyoruz, bir senedir dışarıdan deodorant almıyoruz ve artık o çılgın ve pahalı parfümlerden de kullanmıyoruz (parfüm konusu zaten başlı başına dert, o pahalı, güzel kokulu parfümlerin paketlerinde, şişelerinde içerik yazmak zorunda değil, insanlar da güzel kokmak adına türlü kimyasalı tenlerine sürüyorlar).

Bakalım listeden neleri eksiltebileceğiz bundan sonra.

Deodorant Hakkında Güncelleme

2 aylık bir kullanım sürecinden sonra diyebilirim ki bu Ev Yapımı Deodorant harika! Üstelik minicik bir parça bile yettiği için çabuk tükenmiyor. Bir daha deodorant alır mıyım? Sanmıyorum. Şimdilik tek sıkıntı krem kutusunda olduğuiçin deodorantı elle sürmek zorunda kalmak ama o meseleyi de eski, boş bir deodorant kutusu bulursam halledeceğim.

Ev yapımı diş macununu denedim ama çok tatmin olmadım. Bütün tariflerde hindistan cevizi yağı kullanın diyor ve yağ her ne kadar malzemelerle karışınca arada kaynayıp gitse de psikolojik olarak rahatsız oldum ağzımda yağlı bir his kalacak diye. Aslında öyle olmadı ama ben huylandım sanırım. Hala araştırıyorum başka olasılıkları.

Onun dışında ev yapımı kremlere ve benzer bakım malzemelerine göz gezdirmeye başladım. Eğer beğendiğim bir ürün olursa gene yapıp fotoğraflarla size aktaracağım. Şu anda bulunduğum Viyana soğuk kışlarıyla ünlü ve özellikle el ve dudak kremi büyük ihtiyaç. Dudak kremi yapılışını zaten önceki yazıda bulabilirsiniz: Ev Yapımı Dudak Kremi.

Deodorant Konusunda Ufak Bir Hatırlatma

İstanbul’da yaptığım deodorant çok güzel olmuştu ama onu orada bıraktım. Buraya ve buraya tıklayarak yapılışını öğrenebilirsiniz. Yanıma aldığımı gelmeden aceleyle yapmıştım ve daha küçük bir kutuya koymuştum. Fakat bunda istediğim etkiyi alamadım, kaç gündür deniyorum. Başarılı olanda bariz şekilde karbonat ve mısır unu tozlarını hissediyordunuz ellerken, bu ise sadece krem gibiydi. Burada bütün mağazalarda organik deodorantlar satılıyor ama kendim yapabiliyorken yeni bir şey almak istemedim. Gidip sadece karbonat aldım ve eve gelip malzemeyi tekrar erittim. Kutudan çıkartırken bir de farkettim ki aslında karbonat az gelmemiş ama kutunun dibine çökmüş, orada tabaka oluşturmuş. Yani yağlar üstte kalırken, karbonat ve mısır nişastası dibe çökmüş, bu yüzden de deodorant değil sanki krem olmuş yaptığım şey. Bunun sebebinin kutu olduğunu anladım; ölçüye göre diğer kutu uygun gelmişti çünkü daha genişti ve sonuçta malzeme yayılmıştı. Bunda ise ağır malzemeler çökecek kadar kendilerine yer bulmuş ve böylece deodorant istediğimiz etkiyi vermemiş. Gene aynı kutuyu kullanacağım için karbonatı eriyen malzemeye ekledikten ve hepsini kutuya döktükten sonra malzeme bir miktar donana kadar hep karıştırdım. Böylece tozların dibe çökmesini engellemek istedim; sanırım bu sefer başarılı oldu ve daha homojen bir dağılım sağlandı.

Bu arada unutmadan, burada gezerken İstanbul’da çok aradığım katı hindistan cevizi yağını da buldum ve onu da bir ara eritip deodorant karışımına ekledim. Kokusu çok güzel ve kakao yağından daha yumuşak, ellediğinizde hemen eriyen bir kıvamı var. Sanırım neden deodorant için bunu tercih ettiklerini anlayabiliyorum ama maalesef orada yoktu. Gene de kakao yağıyla yapılan malzememizin de iyi ve işe yarar olduğunu biliyorum. Hindistan cevizi ise başka denemelere. Şu an aklımda diş macunu yapmak var ama tarifler beni zorluyor. Gelişmeleri bildireceğim.

 

Doğal Güzellik İçin Manifesto

İnanın o kadar koşturmacanın, valiz açıp toplamanın,metrolarda, tren garlarında, otobüs terminallerinde oradan oraya gitmenin ardından insanın kapağı bulduğu eve atması çok güzel! Göçebelik 2 haftada bedenime “biraz dinlen bakalım” dedirtti. Bütün bunların üstüne düşünceler peşimi bırakmıyor. Her saniye ne olacağız, nerede ne yapacağız, nereye yerleşeceğiz, ev kuracak mıyız, nasıl çalışacağız, istediğimiz çiftliği yaratabilecek miyiz soruları beni dürtüyor, çimdikliyor. Avrupa’yı gezerken düşünülecek en son şeyler değil mi? Ama düşünmeden duramıyor ki insan. Eninde sonunda bu okul halleri bitecek ve sonrası için plan değil belki ama yol haritaları çıkartmam gerekiyor. Kalbimdekiler fosforlu kalemlerle çizili ve kırmızı yuvarlaklar içine çoktan alınmış  ama beynimdekiler çizik çizik giden yollardan ibaret.

Aslında bu yazının konusu başka şeyler olacaktı ama düşünce akışıma kapıldım gitti. Sizin anlayacağınız ayaklarımı yere koyasım var.

Ama şimdilik buradayım ve gözlemlerimi sizle paylaşmaya devam ediyorum.

Size bir soru. Fransa’da olduğunuzu nasıl anlarsınız?

1) Herkes sabahın altısında bile, metroda işe giderken, yolda yürürken vs. kitap okur.

2)Kadınların %90′ı güzel giyinir.

3)Erkeklerin %90′ı boyunlarına atkı, fular vs. bağlar.

4)Her yerde köpek kakası vardır.

5)Yemek yemek şakaya gelmeyecek bir ritüeldir.

Ve işte bizi en çok ilgilendiren konu: Kozmetik merakı almış başını gitmiştir.

Evet Fransa kozmetiğin ve kişisel bakım ürünlerinin ana vatanı. Eczaneye ya da süpermarkete girmek -eğer küçük plastik şişelere, kutulara ve tüplere karşı bağışıklığınız yoksa- cebinizi dışarıda bırakmakla sonuçlanabilir. Her yerde sizi ne kadar gençleştireceğini söyleyen krem reklamları, saçınızı okşayacak, sevecek ve yumuşatacak şampuan markaları, bacağınızdaki çatlaktan, elinizdeki lekeye her “soruna” el atmaya hazır bekleyen formüller, kapsül kapsül alınacak teninize nefes aldıracak kürler beklemektedir. Ve insanlar deli gibi alışveriş yaparlar. Kozmetik reyonları dolup taşar, eczanelerde kozmetik uzmanlarına gerek duyulur, raflar ve dolaplar plastik, renkli ve güzel kokulu paketlerle süslenir. Tanıdık mı geldi? Evet hepimiz bu yolun yolcusuyuz. Türkiye de kozmetik sektörünün gösterişli yollarında hızla ilerliyor.

Ne yalan söyleyeyim ben de kozmetik delisiydim. Çok erken yaşlardan itibaren elime geçen her tür güzel kokulu kremi, bakım ürününü, makyaj malzemesini denedim. Şimdi anlıyorum ki çoğuna, belki de hiçbirine ihtiyacım yokmuş. İşe de yarar değildi ki aldıklarım. Üzerinde yazanlar hiçbir zaman doğru çıkmazdı.

Şimdi de görüyorum kadınları… giden gençliklerini, sevemedikleri bedenlerini çılgın paralar vererek düzeltmeye çalışıyorlar. Aslında amaç ne biliyor musunuz? Düzeltmek değil sevdirmek. Kendi sevmedikleri bedenlerini dışarıya sevdirmek. Oysa kadın önce kendi sevmeli en pürüzlü kenarlarını, en kuytuda kalan kıvrımlarını, her birinde bir anı taşıdıkları çiziklerini. Sarmalı buruşmış elleriyle bedenini, saçını okşamalı, kalbini gençleştirmeli nefes aldırmak için tenine. Çocuğuna, sevgilisine, dostuna, anasına, babasına ve en önemlisi kendine adadığı bütün buruşuklukları, çizgileri, kaz ayaklarını, çatlakları onamalı onarmak yerine. Ve gerektiğinde de doğadan yardım almalı, en bilgeden, en yüceden. İsimlere değil suya, güneşe bakmalı, reklamları değil bitkileri ve hayvanları dinlemeli. Ve de dinlenmeli. Bütün bu koşuşturmacanın sonunda ona kalan yorgun ama gururlu bedenini formüllerle beslemek yerine huzurla dinlendirmeli.

Ben kendim bir adım attım ve sizinle paylaştım. Artık kozmetikten kurtulmanın yollarını arıyorum, sizin de yardımınızı, paylaşımınızı bekliyorum. Kolay değil evet, güzel şişelere, renkli kutulara hayır demek. Ama en azından azaltmakla başlasın, küçük adımlarla, sadeleşmekle, bir taneyle. Kullanılmayıp kuruyanlardan çatlayanlarda, 2 alana 1 bedavalardan, tüpün dibinde, kutunun içinde kokan, bozulanlardan, sırf güzel diye alınananlardan uzaklaşmaya, azaltmaya, azalmaya, özümüzü bulmaya.

Ev Yapımı Deodorant Reçetesi

Geçen gün yazamadım,şimdi konuya el atıyorum. Fotoğrafları daha önceki yazıda bulabilirsiniz. Öncelikle şöyle bir sıkıntı var. Bulduğum tarifler hep yabancı sitelerde gördüğüm tariflerdi ve hepsinde Türkiye’de doğru düzgün bulamadığım hindistan cevizi yağı vardı. Asıl malzemeyi bu oluşturuyordu fakat ben kakao yağı kullanmak zorunda kaldığım için asıl malzemeyi bundan oluşturdum. Hindistan cevizi yağı kakao yağından daha hafif kokabilir bu yüzden belki onu kullanmak daha iyi sonuç verebilir, kakao yağı sonuçta biraz ağır ve kakao kokuyor! Ama ben genel sonuçtan memnunum.

Bulduğum tariflerde 3 çorba kaşığı hindistan cevizi yağı ve 1 çorba kaşığı da kakao yağı yazıyordu ben bunu tersine çevirdim.

Balmumu ise çok fazla konursa deodorantın kıvamını kullanılamayacak kadar çok sertleştirebilecek bir ürün bu yüzden onu az kullandım. Normalde 1 çorba kaşığı yazıyordu fakat katı bir malzeme olduğu için, her şeyi de ayrı ayrı eritmek istemediğim için göz kararıyla 1 çorba kaşığına denk gelecek malzemeyi bıçakla kestim/rendeledim. Sonra bu üç malzemeyi benmari usulu, içinde kaynayan su olan tencerede, başka bir kapta erittim. Zaten hemen eriyor; önemli olan sıcak suyun üstünden aldıktan sonra donup katılaşmadan diğer malzemeleri ekleyip karıştırmak.

Karbonata ve mısır nişastasına gelince. Bunlar deodorantı deodorant yapan malzemeler. Normalde karbonat için de 3 çorba kaşığı yazıyordu. İlk denemede neredeyse 1 çorba kaşığı kullanmıştık ve sonuç hiç bir işe yaramayan bir deodorantla sonuçlanmıştı. İşe yarayan son denemede ise bu 3 çorba kaşığı miktarına yakın karbonatı karışıma boca ettim. Mısır nişastasını ise 1 çorba kaşığı civarında kullandım (belki biraz daha az). Sonuçta ortaya çıkan deodorant hafif pütürlü oldu ama bu malzemenin gerçekten deodorant olmasına yarıyor, yoksa elinizde sadece krem yerine geçebilecek bir malzeme ile ortada kalabiliyorsunuz. O yüzden karbonat ve mısır nişastasını gerektiği kadar kullanmaya önem verin. Bu tozları erimiş karışıma katın ve karıştırın. Bu işlemleri hızlı yapmak lazım çünkü malzemeler hemen katılaşmaya başlıyor.

Aromatik yağlara gelince. Her tarifte farklı miktarlar var. Bendeki yağlar normal olduğu için (yani seyreltilmiş, öz yağlar kullanmadım) 20 damla hatta 30 damla kadar kullandım (lavanta ve ıtır çiçeğini tercih ettim ama kişiye göre değişir, koku kombinasyonları yapabilirsiniz). Elimdeki seyreltilmiş çay ağacı yağından ise 2 damla kullandım sadece. Hem zararlı olmaması hem de deodorantın kokusunu değiştirmemesi için çok kullanmamak gerek bunu diye düşünüyorum.

Sonunda ise erimiş ama hızla donmakta olan malzemeyi kutuya ya da eski bir stick deodorant kutusuna boşaltıp kullanabilirsiniz. 5 dakika içinde katılaşacaktır. Tabi bir uyarı, cildiniz, vücudunuz buradaki malzemelere duyarlı olabilir, alerjik reaksiyon gösterebilirsiniz; o yüzden lütfen bu tür denemeler yapıp, kendinizde kullanırken dikkatli olun ve bir bilene, örneğin bir cilt doktoruna danışın. Benden söylemesi.

Seyahat ve Doğal Kişisel Bakım

Çanta hazırlıyorum! Eskiden çılgın bir atmosfer olurdu ben çanta hazırlarken, koşturmaca, telaş, upuzun bir hazırlanma dönemi… Sonra ise hayatımda göçebeliğe daha çok yer vermeye başladım ve bu alışkanlıklarımdan yavaş yavaş kurtuldum. Şimdi yavaş yavaş toparlanıp, hazırlanıyorum, hatta sonunda gideceğim yere geç bile kalma tehlikesi atlatıyorum.

Neyse bahsedeceğim yanıma aldığım bakım ürünleri. Fotoğrafta da görüyorsunuz. Hala evde yapmadığım şeyler de var (kremler), onları da ileride yapabilirsem artık ürünlere, markalara para vermeyi düşünmüyorum. Üstte geçen gün yaptığımız deodorant var. Sağdaki iki şişeden birinde elma sirkesi, diğerinde gül suyu var. Elma sirkesi saç için yumuşatıcı, gül suyu ise yüzümü silmek için. Kolonyasız şuradan şuraya gitmem, o demirbaştır. Sabunlar ise gördüğünüz gibi farklı farklı. Saç için zeytinyağı sabunu kullanıyorum; cilt için ise sığla ağacı yağından yapılan sabun vazgeçilmezim oldu. Ortadaki ise Norveç’ten aldığım ama hala kullanmaya kıyamadığım keçi sütü sabunum. Bebekler için de önerilen nadir sabunlardan biri keçi sütü sabunu ve ten için inanılmaz!

Fotoğrafta yok ama yanıma aromatik yağ da alıyorum tabi ki. Birincilik lavantanın. İkincilik ise çay ağacı. En son da greyfurta şans tanıdım ders çalışırken havamı değiştirsin diye.

Sanırım kişisel bakım için bunlar yeterli olacak.

Ev Yapımı Dudak Kremi

Hazır malzemeler elimde varken ne zamandır düşündüğüm dudak kremlerini de yapayım dedim. Malum kış geliyor, dudaklar çatlayabilir. Bir önceki yazıda bahsettiğim balmumu ve kakao yağını beraber erittim ve esans için nane, karanfil ve limon yağlarından yararlandım. Karanfil yağı çok fazla karışmadı ama naneli ve limonlu olanlar çok güzel oldu. Vişne ise ayrı bir hikaye, onunla renk verecek bir krem yapmak istedim ama başaralı olamadım. Denemelerim sürecek. Şimdilik kış için dudak kremi stoklarım hazır! Bu arada deodorant çok başarılı oldu, akşama kadar bekledim bir arıza çıkacak mı diye ama bu sıcak havada bile en ufak bir sorun yaşamadım. Bir daha başka bir ürün denemem!

Ev Yapımı Deodorant Denemesi

Evde yaptığımız deodorantın geçirdiği evreler fotoğraftaki gibi oldu. Önce kakao yağı ve hindistan cevizi yağını erittik (benmari usulu -yani kaynayan suyun içine başka kap koyarak- denedik ama mikrodalgada da yapılabileceğini söyleyenler var), üstüne balmumu kattık. Hepsi beraber eridikten sonra karbonat ve mısır nişastası ekledik. En son ise çay ağacı yağı, lavanta yağı ve ıtır çiçeği yağı ile koku kattık. Bütün bunlar 5 ila 10 dakika arasında sürdü; zaten kaynayan tencerenin üstünden yağları aldıktan 5 dakika sonra karışımın kıvamı katılaşmaya başlıyor bu sebeple bütün işlem hızlıca yapılmalı. Eğer malzeme katılaşırsa tekrar suyun üstüne koyup erimesini bekleyebilirsiniz.

Geçen gün yaptığımız ilk denemede koku için bir sürü yağ katmıştık ve çay ağacı yağını da fazla kaçırmıştık o yüzden kokusu güzel olmamıştı deodorantın. Bu sefer çay ağacını 3 damlada bıraktım, lavanta ve ıtır ise birbirine uyumlu çıktılar.

Katılaşmaya başlayan malzemeyi biz boş bir krem kutusuna doldurduk ve elimizle koltuk altımıza uyguladık. Fakat bitmiş ve iyice temizlenmiş “stick” deodorant diye tabir edilen kutulara da malzeme doldurulabilir; biz elimizde olmadığı için kremle idare ettik.

Sonuca gelince dün akşamüstü üzerimizde test ettik ve sonuçtan memnun kaldık. Bugün daha uzun süreli test etmeyi planlıyoruz, eğer beklediğimiz gibi diğer deodorantların verdiği etkiyi verirse, yaşasın ev yapımı deodorant diyebileceğiz. Takipte kalın.

Malzeme miktarları için bu yazıya bakabilirsiniz.

Ev Yapımı Deodorant

Deodorant konusu 2 senedir kafamı kurcalıyordu. Piyasada bulunan bütün deodorantlarda aluminyum (ve birsürü başka kimyasal) var. Bunların insan sağlığına zararlı olduğuna dair de bir o kadar makale ve bilgi. Koltuk altı gibi göğüslere yakın bir bölgede zararlı malzemelerin kullanılmasının göğüs kanseriyle alakalı olduğunu söyleyen de yazan da çok. Tabi bence her şeyden öte kullanılan malzemelerin doğaya verdiği zarar da yadsınamaz.

Sabunla temizlik için gereken birçok şeyi halledebiliyordum ama deodoranta gelince önerilen çözümler beni tatmin etmiyordu. Uzun bir süre kristal deodorant kullandım. Bunlar suyla ıslatılarak cilde sürülüyor ve etkisi bir güne yakın oluyor. Ama kokusuzlar. Banyonun ardından kullanılırlarsa rahat oluyorlar ama gün içinde ıslatıp sürmek güç. Organik pazarda bunların sıvı halde olanlarına da rastladım ama kullanmadım, bilmiyorum. Bunları roll-on diye tabir edilen şekilde yapıyorlar pratik kullanım açısından. Karbonat da uzun süredir duyduğum bir başka çözümdü. Bunu da mısır nişastası ile karıştırıp koltuk altına sürenler var. Bu karışımı eskiden kullanılan pudralıklara koyup yumuşak pamuk, tüy, yastık gibi malzemelerle uyguluyorlar etrafa saçmadan kullanabilmek için. Karbonat koku için, mısır nişastası da nemi hapsetmesi için kullanılıyor. Fakat baktığım bazı forumlarda bu karışımın bazı ciltlerde kaşıntı yaptığını okudum. Ayrıca komik bir sebep olacak ama geçtiğimiz günlerde Amerikalı bir arkadaşım çantasında bu karışımdan bulunduğunu ama havaalanındayken bunun başka bir şey sanılmasından korktuğunu söyledi! Bayağı tereddütle geçmiş kontrollerden. Açıkçası bana da mantıklı geldi. Sonuçta karbonat ve mısır nişastası gibi iki beyaz tozdan bahsediyoruz.

Bütün bunlardan sonra internette evde deodorant yapımı ile ilgili yazılara bakmaya başladım. Öncelikle bütün tarifler hindistan cevizi yağından bahsediyor ve ne yazık ki o bahsedilen türde yağ Türkiye’de bulunmuyor. Daha önce getiren bir firma olmuş ama insanlar zayıflamak için bu yağı kullanmaya başlayınca anladığım kadarıyla sağlık açısından zararlı olduğu düşünülüp ithali durdurulmuş. Aktarın yalancısıyım. Ama zaten Amerika’dan getirilecek yağ ile ne kadar ekolojik olunabilir onu da sorgulamak lazım. Sonuçta hindistan cevizi yağı için hindistan cevizi gerekiyor öncelikle, o da nerede yetişiyor? Her neyse gene de aktardan ufak boyutta Türk markası bir hindistan cevizi yağı bulabildim ama nereden, nasıl elde edilmiş bilmiyorum. Fakat miktarı az olduğu için onun yerine gene internette herkesin önerdiği kakao yağından almak zorunda kaldım ek olarak. Fakat burada gene bu yağın nereden, nasıl elde edildiğini sorusu aklımı kurcalıyor. Amerika’dan deodorant getirtmek yerine tropik bir ülkeden yağ getirtmek… şu karbon ayak izimizi azaltıyor muyuz yoksa ekolojik olacağız diye arttırıyor muyuz çok sorguluyorum. Tek tesellim bu yağların taa eskiden beri bu coğrafyada bir yerlerden bir yerlere taşındığını bilmek. Ama o zaman karavan varken şimdi fosur fosur karbon salan uçaklar var ne yazık ki.

Konumuza geri dönersek… hindistan cevizi yağı ile kakao yağının özelliği bunların oda sıcaklığında ve daha soğukta katılaşabilmesi. Bu da kalıp deodorantlardaki hissi sağlıyor. Deodorantı yapıp 5 dakika beklediğiniz zaman kremden biraz daha katı bir malzeme ile karşılasıyorsunuz ve bu koltuk altınıza kolayca sürülebiliyor. Katılığı sağlayacak diğer bir malzeme ise balmumu ki bulunan en kolay malzeme bu, aktarlarda satılıyor.

Bu dediklerimi belli bir oranda erittikten sonra içine karbonat ve mısır nişastası katıyorsunuz ve koku vermesi için istediğiniz bir aromatik yağ ekliyorsunuz. Antiseptik özelliğinden dolayı 1-2 damla çay ağacı yağı eklenmesini de birçok kişi önermiş. Genelde lavanta gibi hoş kokulu yağlar ise koku vermesi için kullanılıyor.

Deodorantı yapıp boş krem kutularına doldurdum. Kısa bir süre sonra tarifi fotoğraflarıyla beraber vereceğim ve deneyimlerimi paylaşacağım. Bakalım işe yarıyor mu, nasıl bir his veriyor, vs. Umarım işe yarar ve artık bu deodorant sorununu çözmüş olurum.

Reçete için şu yazıya bakınız.