Eskiye Yer Açın

Bir aylık yolculuğun ardından Viyana’daki odama yerleştim, derslere başlamaya hazırım. Bütün bu seyahat boyuncagerçek gıda ve doğal tarım peşindeydim ama bir yandan da eskiyi aradım. Özellikle de Fransa’da ve İtalya’da, hayatta olan biten bütün teknolojik gelişmelere karşın sokak aralarında, köşe başlarında, binaların duvarlarında, pencerelerde eskiden kalma tatlar, renkler ve sesler bana selam verip durdu. Sanırım sarsılmaz bir mazi bağımlısıyım. Anıların çizdiği, eskittiği, soldurduğu eşyalar bana hem ilham hem de can veriyor, bu eşyaları hayatlarında tutmayı başarmış insanlar ise takdirimi kazanıyor.

Tüketim toplumu eşyalardan o kadar kolay vazgeçmemizi sağlıyor ki. Atmazsan günahkarsın, yenisini almazsan utanmazsın diyor sanki gizli bir güç. Yırtıktan, kırıktan kurtul, yenisine kavuş. Sahip oldukların eksiksiz, tertemiz ve anısız olmalı yoksa sen bir hiçsin.

Sonunda her ev, her oda, her beden aynı olup çıkıyor. Ne verilirse o olmaya başlıyorsun. Alman gerektiğini söylediklerini alıp kendini katmıyorsun hayatında var olanlara.

Evet insanın temiz, düzenli ve sağlıklı koşullarda yaşamasını ben de savunuyorum elbette ama geçmişinden, anılarından bu kadar uzak yaşamak bana çok acı geliyor. Köklerini reddeden ağaç büyüyemez ki. Kökleriyle beslenecek ki dalları uzasın göğe. Anamızdan, babamızdan, büyüklerimizden, çocukluğumuzdan anılar kalacak ki hem şükredelim hem ders alalım geçmişten her seferinde. Ve en önemlisi dünyanın sırtına bir yük de biz koymayalım. Zaten ağırlığımızla zor yürüyen dünya biraz daha acı çekmesin. Tüketmeyelim gücünü.

Hala kullanabiliyorsak bir eşyayı atmayalım, hala ümit varsa bir şans daha verelim, hala anı varsa dibinde kalıvermiş usulca korumaya alalım. Hala can varsa yaşatalım biz yaşarken.

Eski çirkin olmak zorunda değil, bakımsız olmak zorunda değil, özensiz olmak sorunda değil. Siz değer verdikten sonra rengarenk açar.

Bit pazarından görüntüler:

Oyuncak tren satan bir mağaza: